Racon Öldü

Racon Öldü
Spread the love

Selam.
Racon derken eli tespihli semt abisini, Çakır’ı, Memati’yi kastetmiyorum. Racon; adı koyulmamış ve kimsenin kimseye öğretmesine dahi gerek olmayan, apriori bilinip uygulanması gereken kurallardır.
16f Fındıklı mahallesi Otobüsün’de Suriyelinin teki kartonun içinde BigMac menü yiyordu, patatesleri ketçaba bandırıyor, hamburgerden aldığı koca parçayı ağzı açık çiğniyordu. Prensip sahibi bir seri katil olsaydım listeme ağız şapırdatanları da eklerdim, o derece sinir olurum. “ÇOK MU ACIKTIN FERMAN?” diye bağıracaktım sinirden **** koduğumun kavruğuna. Neyse, demek istediğim, otobüste yemek yemenin raconu bellidir ve bunu kimsenin sana öğretmesine gerek yoktur. Mesela sabah okula ya da işe yetişmek için kahvaltı yapmadan evden çıkmışsındır, yemeğini yolda yemen gerekiyordur, alırsın poğaçanı, açmanı, simidini, onları da hart diye ısırarak yemezsin, poşetin içinde koparırsın bir lokma, onu da ağzına atar sessiz sessiz çiğnersin. Tecrübeyle ve sezgiyle biliyorsundur zaten toplu taşımada yemek yeme usulünün bu olduğunu.
Bu sadece racon demekle neyi kastettiğim anlaşılsın diye verdiğim bir örnekti, yoksa işin görgü kuralı boyutunda değilim, beni kahreden esas şey; insan ilişkilerinde de bu adı koyulmamış kuralların artık geçerliliğinin kalması.
Gizlemek artık yalandan sayılmıyor. Bir şeyi saklamak ile bir şey hakkında yanlış beyanda bulunmak elbette birbirinden farklı kavramlardır. Fakat artık bir insandan gizlememen gerektiğini bildiğin bir şeyi gizlediğinde, sırf bu yaptığın yalan söyleme kategorisine girmiyor diye kendi avutup suçluluk dahi hissetmiyorsun ya, işte ben bu dejenerasyona şahit olmaya katlanamıyorum. Hasbelkader gizlenen şey ayyuka çıktığında da “Sormadın ki?” ve bunun türevi cevaplarla kendini, yanlış bir şey yapmadığın yönünde aklayabiliyorsun. Evet kağıt üzerinde haklısın, gizlemek ve yalan söylemek farklı tanımlara sahip kavramlardır. Fakat siktir et kalemi kağıdı, adı koyulmamış kurallara, racona, insanı insan yapan ve kağıda dökülmesine lüzum olmayan değerlere göre gizlemek ile yalan söylemek arasındaki fark öyle keskin çizgilerle birbirinden ayrılmaz, ayrılmamalı. Neredeyse eşdeğerlerdir. Bunu sen de bilirsin, ben de bilirim ama zorda kalındığında sen de, ben de yazılı olmayan ve dolayısıyla artık hiçbir değeri kalmayan bu kuralları çiğner, meşru olan tanımlara başvurup kendimizi aklarız.

Her canlı acıdan kaçmaya endekslenmiştir, acı demek hayatını riske atan bir tehlike demektir. En bağır basan içgüdü, yaşama içgüdüsü olduğundan dolayı, evrim bizi uzun yıllar boyunca acıdan kaçmamız gerektiği yönünde terbiye etti. Lakin konu insan olunca, işin içine ahlaki değerler de girer ve yaptığın eylemin sorumluluğunu üstlenmen gerekir. Fakat genellikle (ama çok çok çok genellikle) hayvani olan acıdan kaçma güdüsü, insani olan ahlaki değerlere üstünlük sağlar. Böyle olunca da, rasyonel tarafının inanmadığı yalana, sırf acıdan kaçmak için kendini bile inandırırsın ve en başarılı yalancılar da, kendini kandıranların arasından çıkar. Sırf acıdan kaçmak için, değil başkalarına, kendine bile yanlış bir şey yapmadığını telkin edersin, kim sikler raconu, adı koyulmamış kuralları?
Racon önemini kaybedince, aldatmak bile normalleşir. Bu sosyolojik olarak da böyledir, bireysel olarak da. Toplum bireylerden oluşur, toplumun ahlakı ise bireylerin ortak keyfi yargılarına göre şekillenir. Aldatan bireylerden oluşan toplumun ahlak anlayışı da aldatmayı normalleştirir. Bu normalleşme süreci bir devrim gibi aniden değil, evrim gibi yavaş yavaş olur.
Evrim her zaman olur, bir sonu yoktur, toplumun evriminin de bir sonu yoktur. Ahlaki değerler keyfiyete göre belirlendiği için de, ahlaken neyin doğru neyin yanlış olduğunun kesin olarak belirlenebileceği bir döneme ulaşılmayacaktır. O nedenle ahlak anlayışımız her zaman araftadır, geçiş dönemindedir. İnsanların “ahlak” zannettiği bu şey ise aslında sadece “değer yargısı”dır ve değer yargıları her zaman ara form olmaya mahkumdur. Bugünün yanlışı, yarının normali, sonraki günün de olması gerekeni olur.

Ben evrensel ahlaki değerlerin varlığına inanıyorum, fakat toplumun nasıl şekillendiğini görmemek için de aptal olmak lazım, sürekli değişiyor “doğru”lar ve “yanlış”lar.

Ahlak ya insan uydurması değer yargılarıdır ya da insanların değer yargılarından bağımsız olarak vardır. Ahlakın bir, tek ve değişmez olduğuna inanan, bunu böyle kabul eden, aksi takdirde ahlak diye bir şeyin manasının kalmayacağını gören bir insan olarak, insan içine her karıştığımda anam sikiliyor. Çünkü biz daha geçen gün bunu beraber ayıplıyorduk, şimdi herkes yaptığı için “amaan takma kafana, herkes böyle” diyorsun. Hayır, sen hiçbir zaman o şeyin gerçekten yanlış olduğunu düşünmedin, sadece o zamana kadar o yanlışı yapma imkanın yoktu, artık yapabildiğin için normal kabul ediyorsun. “Yedik işte bir bok” desen razıyım, bundan daha insani ne olabilir ki? Fakat yaptığının yanlış olduğunu da kabullenmiyorsun artık, çünkü keyfi yargıların artık seni o yanlışın doğru olduğuna inandırdı. Vicdanın rahatladı.

Televizyon ile değer yargılarımız ve ahlak anlayışımız değişti fakat yine de tamamen cesaret edemiyorduk bu yeni değer yargılarına geçiş yapmayı. İnternet ve sosyal medya ile de bu dejenere olmuş değerleri uygulama şansına eriştik. Ondan sonra da bu yeni boktan ve dejenere değer yargılarını hem kendine, hem de “yalnız olmamalıyım, hadi sen de benimle aynı fikirde ol diye” başkalarına bir misyoner edasıyla kabullendirir oldu insan. Sosyal medya, açık pazar, talep de çok, aldatıyorsun. Çünkü artık kaynaklara erişim çok kolay. Arz da bol talep de.
Ben acıdan kaçmak için insanlardan kaçıyorum, çok yıpratıcılar ama rasyonel tarafım bana insanlardan uzaklaşma denen boku dozunda yapmam gerektiğini söylüyor. Hem şahsi ideallerim, hem de ihtiyaçlarım için. Eh Howard Roark idealize bir roman kahramanı, bir übermensch… Bizim içinse sevme ve sevilme bir ihtiyaç, hem de çok önemli bir ihtiyaç. Sadece sevilme değil, sevme de çok büyük bir ihtiyaç ve sevmeye layık çok az insan olduğu için sevmek, sevilmekten bile daha zor karşılanabilen bir ihtiyaca dönüştü.
“Keşke muhafaza edilebilecek bir değer kalsaydı da muhafazakar olabilseydim, çünkü muhafazakar olmak, isyankar olmaktan daha kolay” derdim. Yok ama, gittikçe anası **** domestik değerleri, raconu, adı koyulmamış kuralları muhafaza etmek için, karşında sayısı milyarları bulan bir dejenere ordu olduğundan dolayı bu iş hiç de kolay değil.

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
0 kullanıcı tepki verdi
Kâr Amacı Gütmeyen Bu Sitenin Sahibiyim. Sadece Boş Zamanlarını Değerlendirmeye Çalışan Bir Vatandaş Diyebilirsiniz ;)
0 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.