Sevgililer Günü’nde kalbi koruyan 6 S kuralı

Sevgililer Günü’nde kalbi koruyan 6 S kuralı
Spread the love

Aşkta hormonların sözü geçiyor çünkü gözleri kör eden aşk değil, hormonlarımız. Ancak sağlıklı aşka ve kalbe giden yolun sevgiden geçtiğini unutmamak gerekiyor. Aşk, ömrümüze ömür katarken, kıskançlık ömrü kısaltıyor. Biz de bu Sevgililer Günü’nde Pudra.com olarak kalbi koruyan 6 S kuralına dikkat çekiyoruz.

Kalbimizde kelebekler uçuran, heyecandan ne yapacağımızı şaşırtan aşk, aslında kalbin değil hormonların oyunu. Buna karşın kalbimiz cam kadar da narin. Kırık kalp sendromu, ölüme dahi neden olurken, sevgi ve aşk ömrü uzatıyor. 14 Şubat’ta yapılacak en güzel aktivitenin, kalbimize iyi bakmak ve sevdiklerimizin gönlünü kazanmak olduğunu söyleyen Bayındır İçerenköy Hastanesi uzman doktorları, aşkın kimyasına giden yol ve aşkın simgesi kalbimiz ile ilgili önemli bilgiler verdi.  

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Timur Timurkaynak, konu hakkında şunları söylüyor: Kırık kalp sendromu kalbinizi üzmesin!

Kalbimiz, hastalıklar nedeniyle

Kalbi koruyan 6 S kuralı

1. SEVGİ! Çünkü kötü düşünceler kalbinizi de yorar!

Sevgi içimizi ısıtır, kalplerimizi iyileştirir. Bugün artık biliyoruz ki husumet, kıskançlık ve kötü duygular ömrümüzü kısaltıyor. Bu tür duygular hormonal sistemimiz üzerindeki değişiklikler nedeni ile kalbimizi yoruyor. Sevgi dolu, hoşgörülü ve affedici olmak huzuru getirdiğinden sağlığımız için vazgeçilmez. Huzurlu bir insanda kalbi yoran adrenalin ve kortizon gibi stres hormonları salınmadığından uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmek mümkün oluyor. Stres ve kötü duygular kalbimiz üzerinde sanki bir damarımız tıkanmış ve kalp krizi geçirmişiz gibi ciddi yan etkilere yol açıyor. Ani üzüntü ve stres sonrası “kırık kalp” sendromu gelişiyor ve ağır bir kalp yetmezliğine giriyoruz. Bu nedenle sevgi yaşamımızın olmaz ise olmazı olmalı.

2. SAĞLIKLI BESLENME. Mutfağınıza renk ve aşk katın.

Beslenme konusundaki bilgiler oldukça fazla ve kafa karıştırıcı. Yazılı ve sosyal medya bu konuda oldukça yoğun ve fakat güvenilirliği net olmayan birçok bilgi veriyor ve kafamız sürekli karışıyor. Aslında tıp literatürüne baktığımız zaman mucizevi bir yiyecek olmadığını görüyoruz.

Hiçbir besine aşırı anlam yüklenmemeli ve her sağlıklı besini makul miktarlarda tüketmeliyiz. Sağlıklı besin dediğimiz zaman doğal ortamlarda ve geleneksel yöntemlerle yetiştirilen, katkı maddesi olmayan besinlerden bahsediyoruz.

Mucizevi bir besin yok ancak tıp literatüre kalp sağlığı açısından Akdeniz – Ege mutfağının mucizevi bir etki gösterdiğini söylemektedir. Ülkemiz bu mutfak açısından çok şanslı ve Türk insanı bu şansı çok iyi kullanmalı. Her türlü yeşillik, sebze, meyve, baklagiller, balık, zeytin, zeytinyağı, ceviz ve fındıktan zengin bu mutfak ömür uzatan tek mutfak.

3. SPOR. Sevgi dolu ve uzun ömürlü kalbin sırrı spor!

Artık uzun ve sağlıklı bir yaşamın olmaz ise olmazının spor olduğu tartışılmaz bir gerçek. Spor derken illa spor salonlarında spor yapmaktan bahsetmiyorum, her türlü hareket, açık havada tempolu yürümek (günde atabildiğiniz kadar adım), yazın yüzmek ve sürekli gün içinde hareketli olmak da aslında spor demek. Bütün gün ofiste çalışanlar asansör yerine merdiven kullanmalı. Tembellik için değil sürekli hareket etmek için bahaneler yaratmalıyız. Evimize, işimize giderken bir durak önce inip yürüyebiliriz.

Hastalarımdan sıkça duyduğum bir serzeniş de şu: “Hocam ben 78 yaşındayım, evin içinde bile dolaşırken yoruluyorum, sürekli halsiz ve yorgunum, ancak aynı yaştaki arkadaşım her gün 5 kilometre yol yürüyor, neden ben yürüyemiyorum?” Nedeni çok basit: Gençliğinden beri sürekli spor yapan insanlar 100’lü yaşlara kadar vücutça aktif oluyorlar. Eğer spor hayatımızın bir parçası olmaz ise bir süre sonra vücutlarımız o hiç yaşlanmayan ruhumuza ihanet etmeye başlıyor. Kalp, beyin ve vücut sağlığı için spor hayatımızın olmaz ise olmazı olmalı. Spor bütün kötülüklerin düşmanıdır. Spor kiloyu korur, kan şekeri, tansiyon ve kolesterolü düşürür, kas gücümüzü koruyarak 80’li yaşlarda bile hem aktif olmamızı sağlar hem de bizi kalp hastalığından korur.

4. SORUMLULUK! Yardım edin, huzurlu olun.

Sorumluluk duygusu aslında disiplinli bir yaşamı ifade ediyor bana göre. Kendimize, sağlığımıza, ailemize, işimize ve topluma karşı olan sorumluluklarımızı yerine getirmek, ruhumuzu beslediği için uzun yaşamın gizli sırlarından biri olarak kalıyor. Özellikle de sosyal sorumluluk projelerine katılmak hem kalbimizi hem de ruhumuzu besliyor ve bizi daha iyi bir insan yapıyor. İyi bir insan olmak da vicdanımızı rahatlatıp, huzur bulmamıza yardımcı olduğundan kalplerimizi ısıtarak uzun yaşamamızı sağlıyor.

5. SANAT. Sanatla kalbinizi doyurun.

Bir sanat dalı ile uğraşmak ya da haftada en az bir gün konser, sergi, tiyatro gibi etkinliklere katılmak hem günlük hayatın stres ve rutininden kurtulmak, hem de sanatın iyileştirici gücünden yararlanmak anlamında kalbimizi dinlendirir ve diri tutar.
 

Hayatın sadece iş ve ev arasında geçen rutin bir süreç olmadığını, sanatla zenginleştirdiğimiz zaman çok daha tatmin edici olduğunu hatırlamalıyız. Hayat iş ile uyku arasına sığdırabildiğimiz şeylerden oluşur aslında. Sanatı hayatımızın bir parçası haline getirelim. Kalbimize olan olumlu etkilerini göz ardı etmeyelim.

6. SEYAHAT. Kendinizi yeniden keşfedin.
 

Hepimiz kendimizi günlük koşuşturmaların içine o kadar kaptırmışız ki kendimizi yaptığımız iş için vazgeçilmez sanıyoruz. Halbuki mezarlıklar kendilerini vazgeçilmez sanan insanlarla dolu. Seyahat o aşırı anlam yüklediğimiz işlerimizden başımızı kaldırıp yeniden doğmanın ve kendimizi keşfetmenin en önemli yollarından biri. Dünyayı gezerek, gözlemleyerek aslında kendimizi de güncellemiş oluyoruz bir bakıma. Ruhumuzu, beynimizi ve kalbimizi kısa süreyle de olsa yeni kültürler, insanlar, mutfaklar ve kentler görerek zenginleştirmek topyekûn bir sağlık doping aslında.

Psikiyatri Uzmanı Dr. Esra Uğurlu Koçer ise, 14 Şubat Sevgililer Günü özelinde kalp sağlığımız ve aşkın kimyası üzerine şu açıklamalarda bulunuyor: 

“İnsanın hayatı boyunca tadabileceği en tarifsiz duygu aşk, sadece kalbi değil beyni ve bedeni de esir alıyor. Aşık olan kişinin beyninde adeta hormon fırtınası yaşanıyor. Önce haz ve keyif veren dopamin, sonra mutluluk veren seratonin, ardından da ‘bağımlılık’tan sorumlu oksitosin hormonu salgılanmaya başlıyor. Beynin ‘empati’ ile ilgili bölgesinin devreye girmesiyle büyük aşkın hiçbir kusuru görülmez oluyor. Böylece ‘aşkın gözü kördür’ sadece bir deyim olmaktan çıkıyor ve bilimsel bir gerçeğe dönüşüyor.

Aşk, sanki yıllardır eksikliği hissedilen, bulunduğunda da hayatın tüm anlamının değişeceğine inanılan bir duygu olarak tanımlanabilir. Eksikliğini tamamlama isteği ve tamamen bir arama davranışıyla yola çıkan insanoğlu, bulduğunda da bu duyguya adanmışlık hissi ile teslim olur. Öyle bilinçli bir durum da olmadığı için genellikle tercihler söz konusu olmaz. ‘Başa gelen çekilir’ gibi, başa gelince yaşanan bir durum olarak devam eder.”

Sevgi hormonu eşittir, aşk sarmalı

Aşk, sadece duygusal değil aynı zamanda fizyolojik bir süreçtir. Aşık olan kişinin davranışlarında değişiklikler ortaya çıkar. Bu değişiklikleri de fizyolojik süreçler belirler. Aşk, insan beyni için bir çeşit haz kaynağıdır. Bu sistem, ödül ile yakından ilişkili dopamin (DA) salınımı ile aktive olur (haz, keyif). Dopamin ile ilişkili bu sistem, seratoninin (mutluluk hormonu) de azalmasına sebep olur. Aynı zamanda ‘sevgi hormonu’ olarak bilinen oksitosinin salınımı ile birlikte bağlanma mekanizması devreye girer. Bağımlı kişilerde de benzer mekanizmalar çalışır.

Hormonlar midede kelebekleri uçurur

Aşık olan kişide davranış değişiklikleri görülmeye başlanır. Öncelikle enerji artışı ortaya çıkar. Özellikle aşık olduğu kişi ile karşılaştığında çarpıntı, ellerde titreme, uykusuzluk, iştahsızlık ortaya çıkar.

Tıpkı bağımlılarda olduğu gibi aşkından uzak kaldığında yoksunluk içine girer, takıntılı bir hal alır ve bir an önce ona ulaşmak için hızlı ve kontrolsüz hareket etmeye başlar. Bu kontrolsüz hareketler de hata yapmasını kolaylaştırır.

Yani aşkın başlangıcındaki mutlu enerji artışı yerini bir süre sonra huzursuz bir enerji artışı haline bırakır. Ayrıca insan beyninin içinde bulunan amigdala bölgesi, tehdit ile ilişkili en önemli alandır. Amigdala, aşık olduğunuz kişinin yanındaysanız daha az çalışmaya başlar ve böylece başlangıçta (kısa bir süre de olsa) aşk hayatınıza huzuru getirmiş olur.

Aşkta hormonların sözü geçer

Beynin bazı bölgeleri (medialfrontal alanları) empati ile doğrudan ilişkilidir. Aşık olduğumuzda karşımızdaki kişiye karşı toleransımız öyle çok artar ki, hatalarını görmemeye başlarız ve onunla ilgili eleştirilere kapalı hale geliriz. Buna bağlı olarak da etrafımızdaki diğer insanlara karşı toleransımız azalır. O ne diyorsa doğrudur, yaptığı her şey normaldir. Yani bir anlamda ‘aşkın gözü kör’dür.

Aşkın getirdiği huzur başlangıçtaki yüksek enerji ve motivasyon ile sürmez. Kişi bir süre sonra normal hayatına devam edebilmek için bu enerjinin azalmasına ihtiyaç duyar. Bu süreçleri sağlıklı bir şekilde geçiren kişi hayatına huzurlu olarak devam eder. Yani, sağlıklı bir aşk, insanoğlunun evrimini tamamlamasına, bir anlamda yaşam döngüsünde devrilmeden evrilebilmesine olanak sağlar.

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
0 kullanıcı tepki verdi
Kâr Amacı Gütmeyen Bu Sitenin Sahibiyim. Sadece Boş Zamanlarını Değerlendirmeye Çalışan Bir Vatandaş Diyebilirsiniz ;)
0 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.